Hayata dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayata dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ordu'dan Esintiler...


Bu aralar ellerim-kollarım hediye paketleri, kolilerle doldu :) Bir koli de Ordu'daki arkadaşım Güler'den geldi. Koliden neler mi çıktı; minik minik dağ çileklerinden yapılmış mis gibi çilek reçeli, incir reçeli, en hakikisinden mısır unu, Ordu'ya gittiğimde yediğim ve yediğim anda vurulduğum, normalin iki katı sütlü ve iki katı büyük tost ekmekleri, kızlar için çok şeker hediyeler. Güler'ciğim ne diyeceğimi bilemiyorum, ellerine kollarına sağlık, çok teşekkürler ama keşke bunları sen getirseydin :(

Beni Bu Diziler Mahvetti!

Yapmaktan en çok hoşlandığım şeyler yeni lezzetler tatmak, kitap okumak, seyahat etmek ve film seyretmektir. Son zamanlarda ise dizi seyretmek bunların hepsinin önüne geçti. Lost, Fringe, Dead Zone, Dollhouse ve son gözdem Flashforward derken artık yemek yemeğe vaktim kalmadı (hatta isteğim bile :) diyebilirim. Yalnızca ve yalnızca istediğim, birbiri arkası yeni bölümleri seyretmek. Bu vesile ile buradan tüm bu muhteşem senaryoları bulup, harika bir görsellikle evimize kadar taşıyan ve böylece evimin düzenini sekteye uğratan Amerikan Dizi Endüstrisi'ne teessüflerimi gönderiyor ve şiddetle kınadığımı belirtmek istiyorum :) Diğer blogcular, bu tarz yazılarından sonra konuyu bir tarife bağlıyorlar, (pazar günü 8 bölüm dizi seyrettiğim için) bende tarif bile yok, söz diziler bitsin yeniden yemek yapacağım :)

Fark Etmeli İnsan

(Kuzenimden gelen e-maili sizlerle paylaşmak istedim. Kavganın, hırsın ve korkunun kol gezdiği bir zamanda aslında ne büyük yanlışlar içerisinde yaşadığımızı yüzümüze çarpıyor.)



Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen... Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli. Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli. Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli. Henüz bebekken "Dünya benim!" dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların "Herşeyi bırakıp gidiyorum işte!" dercesine apaçık kaldığını fark etmeli. Ve kefenin cebi olmadığını fark etmeli. Baskın yeteneğini fark etmeli sonra. Azrailin her an süpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan. Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli. Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı. Gülün hemen dibindeki dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli. Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli. Eşine “seni çok seviyorum!” demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli. Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli. Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan.....



Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür...



O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür...



Can Yücel



Uyusun Da Büyüsün....


Tü tü tü Maaşallah Sübhanallah.....

Beklenen misafirimiz geldi sonunda... Çoook uzak yollardan, tam 9 ay mesafeli yoldan geldi. Uzun yoldan olsa gerek, çok yorgun, gözlerini açmaya dermanı yok. Şimdilik sesi pek çıkmıyor, buraların havasına, sesine, soluğuna alışmaya çalışıyor sanırım. Bizlere de pek güvenmiyor, varsa yoksa annesinin yanında uyumak istiyor, eee haklı da beraber yürüdüler o kadar uzun yolları, birbirlerine yoldaş oldular...İki avuca sığacak kadar küçücük, çaresiz, öylesine masum, baktığın zaman gözlerini yaşartacak kadar tertemiz, mis gibi bebek kokulu...

Hoşgeldin dünyamıza minik Eren, umarım çok güzel bir hayattır önündeki, hep güzellikleri gördüğün, kötü ellerin sana uzanamadığı...İyiki doğdun halacığım...

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun...

Aslında Sevgililer Günü kutlamasını saçma buluyorum. Bunu sadece birbirini seven iki kişi arasındaki kutlamaya indirgemek yanlış olur diye düşünüyorum. Bu özel günde tüm sevgililerin, sevenlerin ve kalbinde sevgi olan herkesin bu güzel duyguyu hiç kaybetmemesini diliyorum...

Not: Fotoraftaki, görüntüsü gibi tadı da güzel olan pastacık İkea'nın "Vişneli Sevgili Pastası"dır.

Friendship Around The World Award / Uluslararası Arkadaşlık Ödülü


Sevgili Ceyda nam-ı diğer Ceyt ve Sevgili Aslı beni, dünya çapında arkadaşınız olan blogerleri tanıtmak amaçlı verilen "Uluslararası Arkadaşlı Ödülü"ne layık görmüş. Kendilerine hatırlandığım ve arkadaş vasıflarında görüldüğüm için çok ama çok teşekkür ediyorum. Ödül alıcı tarafından, diğer blogerlere devrediliyormuş ki, her blog kendini tanıtabilsin. Ceyda ve Aslı benimle birlikte bir çok arkadaşa bayrağı teslim etmiş ama ben bir kişiye teslim etmek istiyorum; blogumu açmamda çok yardımcı olan, "resim nasıl yükleye bilirim?", "şu link nasıl veriliyor?", "şu sayacı nereden indiriyorsun?" gibi sorularımı hiç üşenmeden cevaplayan sevgili arkadaşım Hacer'e...

Sinangil'den Hediye&Deneme Paketi

Geçen haftalarda Sinangil'den aldığım bir mail beni hem sevindirdi, hem de heyecanlandırdı. Çünkü; Sinangil Kurumsal iletişim departmanı olarak, “Lezzet Ustalarıyla Buluşma” temalı projeleri için yaptığı araştırmada benim de bloğumu incelediklerini ve paylaşımlarımı beğendiklerini belirtiyorlardı. Tahmin edersiniz ki; yıllardır kullandığım bir markadan böylesi olumlu bir geri dönüş, beni çok sevindirdi. Hemen akabinde mutfakta, heran elimin altında olabilecek, hayatı kolaylaştıracak, yeni lezzetlere ulaşabileceğim bir sürü malzeme ile dolu bir koli gönderdiler. Kolinin içinden neler çıkmadı ki; ekmek un karışımları, aromalı kek un karışımları, baklava, börek, mantı un karışımları eee daha ne olsun :)

Fırsat bulur bulmaz ekmek yapmak için sabırsızlanıyorum, kek karışımlarını ise Cumartesi deneyeceğim inşallah. Sinangil'e, böylesi güzel bir proje içerisine beni de dahil ettikleri için çok teşekkür ediyorum.

Maşukiye'de Piknik Zamanı

İki yıldır aklımda Maşukiye'ye gitme fikri vardı. Durmadan fırsat kollayan ben, en nihayet 19 Mayıs tatilini fırsat bilip, hiç araştırmadan soruşturmadan çocukları da alarak, attım kendimi Maşukiye yollarına. Sora sora Bağdat bulunurmuş, 1,5 saatlik Maşukiye yolu bulunmayacak mı :) Yolda en az 5 kişiye sorarak keyfimize uygun bir yer bulup yerleştik. Tatil ve okulların bitmesine az kaldığı için piknik yapmaya gelen öğrenciler çoğunluktaydı.


Maşukiye'yi Muşukiye yapan, dağdan serin akan çayı, dağ yolu üzerinde pekçok yerde yapılmış, manzaraya hakim kahvaltı salonları ve doğanın içerisinde kurulmuş alabalık tesisleri. Biz, evden hazırlanıp geldiğimizden, çayın kenarındaki alanlara yerleştirilmiş piknik masalarından oluşan piknik alanını tercih ettik. (Bizim gibi hakkında birşey bilmeden gidenler için belirteyim, sadece masa başına ücret ödeyip, akşama kadar kalabiliyorsunuz. Çaydanlık ve tüpü de mi unuttunuz, o da dert değil, onu da kiralayabiliyorsunuz.)

Sonuçta iki yıllık merakımı giderdim, ancak beklentilerimi karşıladı mı diye sorarsanız, biraz hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Belki de bunda; bir masalık parayı kaçırmamak için son anda burnumuzun dibine bir masa daha ekleyen piknik yeri sahibi, öğleden sonra tüm Maşukiye'yi saran mangal kokusu ve dumanı, Aslı'cığımın düşüp alnını ve dizini morartması ve oradan ayrıldıktan sonra bile 3 saat genzimizden gitmeyen mangal dumanı etkili olmuş olabilir :(

- Cevizli&damla çikolatalı kek ve susamlı kurabiye

- Açma ve simitler

- Beyaz ve bitter çikolata soslu kurabiyeler

- Patates salatası

- Haşlanmış yumurta

- Zeytinyağlı domates ve salatalık salatası

- Zeytinyağı içerisinde marine edilmiş beyaz peynir

- Sevgili Aslı'nın kahvaltı sofrasında görür görmez vurulup, bir peynir delisi olarak hemen yapmak için yanıp tutuşunca bu kavanozu hazırladım. Artık içindeki peynirler bittikçe durmadan yenilerini kesip koyuyorum.

- Son olarak da bol köpüklü keyif kahvelerimiz, kuş lokumu eşliğinde :)

Garip Hallerim

Bloglarda güzel bir mim dolaşıyor bu aralar, "garip hallerim" başlığında. Rastladıkça arkadaşların garip hallerini okuyorum, kendimle kıyaslıyorum. Sonra baktım Sevgili Aslı da beni sobelemiş, ebe ben olmuşum. Aslı'cığım beni merak ettiğin için çok teşekkür ederim sana, garip hallerimi merak edenlere duyurulur :)

- Biriktirme huyum vardır, anısı olanı, hediye edileni, resimleri, mektupları, kızların giysilerini-ayakkabılarını, güzel ve özel günleri hatırlatacak objeleri vb.. biriktiririm, atmaya kıyamam, zaman zaman açıp bakarım. Bunca eşyayı tutmak ve saklamak ise zor zanaat.

- Takımın bozulmasına katlanamam. Ya kalan 5 taneyi hediye ederim, ya da kırılan parçanın yerine yenisini alırım.

- Hediye edilen bir servis tabağının da kombinlerini bulup almam gerekir, yoksa tek başına kullanamam.

- Düzen ve simetri hastalığım vardır, evdeki eşyalar birbirinin doğrultusunda olmalı veya birbirini ortalamalıdır.

- Seyrettiğim bir filmi bir daha seyretmekten nefret ederim.

- Kitaplarımın başkası tarafından ödünç alınmasından nefret ederim.

- Sürekli, uzun metrajlı film niteliğinde rüya görürüm, çoğu da çıkar.

- Tam bir alışverişkoliğim. Yok artık almayacağım desem de, moralim bozuk olduğunda kendimi süpermarkette bulurum.

- Yiyecek konusunda yeniliklere tamamiyle açığım. Yeni çıkmış ne kadar ürün ve marka varsa hepsini alır, denerim.

- Sabah programlarını, çöpçatan programlarını, salak-sulak eğlence programlarını seyretmeye katlanamam, kanalı değiştirmiyorlarsa, odadan çıkarım.

- Korku filmlerini hiç seyredemem, korkarım, ancak konularını internetten araştırır, seyredenlere anlattırır, çoğunun da konusunu bilirim.

- Seyrettiğim filmleri, okuduğum kitapları, geçmiş zamanda yaptığım konuşmaları unutmam. 15 yıl önce seyrettiğim bir filmi dün seyretmiş gibi hatırlarım. AMAAAA insanların ismini aklımda çok zor tutarım, bir tek insan isimlerini!

- Araba kullanmayı çok ama çok severim. Bazılarına bunaltıcı gelen trafik benim için eğlencedir.

- Çok ağlarım, özellikle araba kullanırken. Ne oldu hayırdır diye sormayın :) güneş güzel huzmelerle parlamışsa, kızlar aklıma gelmişse, geçmiş gözümün önünden geçerse, gazetede özellikle çocukların başına gelmiş kötü bir haber varsa, hiç beklemediğim bir süpriz yapılmışsa ve daha bir sürü şey için hüngür hüngür ağlayabilirim.

Eee tamam biraz uzaylı olduğumu kabul ediyorum, ben de "Pasta Yapıyorum" Banu ile "Kibele" Banu'yu bu oyuna davet etsem kabul ederler mi ki?

Bir Dondurma+Bir Resim ile Size Mutluluğun Resmini Yapabilirim...

Carte d'Or ile tanışma kahvaltımızdan bahsetmiştim. Ancak olay tanışma ile kalmadı, Carte d'Or'un hayatımıza küçük, sihirli dokunuşları hala devam etmekte. Anneler günü dolayısıyla öylesine güzel bir paket geldi ki, daha fotoğrafların dumanı tüterken sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim. Herşeyden önce organizasyonu ayarlayan ekibe teşekkür etmek istiyorum, ince nezaketleri ile kendimi özel hissettirdikleri için. Ben mutluluğun resmini çizerken, üzerine annemle çekilmiş fotoğrafın basıldığı kutu ve kurutulmuş çiçekleri de kullandım. (Bu süper fikri de ayrıca kutluyorum)

Yılbaşı Aperatifleri

Umarım bu yıl hepimize daha hayırlı bir yıl olur. Geçen yılın muhasebesini yaparsam eğer artılarıyla, eksileriyle hemen hemen nötr bir yıl oldu benim için diyebilirim. Yaptıklarımın yanısıra çok başarısız olduğum hedeflerim var. Ama başaramadıklarımı bu yılda gerçekleştirebileceğime dair tazecik filizlenmiş umutlarım da...

Yılbaşı akşamı, diğer bloglarda gördüğüm harika yemek sofralarından hazırlayamadım malesef, çünkü akşama kadar çalıştım. Ancak yine de, annem-babam ve kardeşimden oluşan küçük grubumuza aperatif bir şeyler hazırlayabildim.

- İki renkli kuplar

- Beyaz ve bitter çikolataya buladığım trufflar

- Meşhur Arnavut Böreği

- Balık şeklindeki tuzlu tartöletlerde mısırlı ton balığı

- Her zamanki gibi patates salatası :)

Uzak Yol Yolcusuna Hazırlıklar: 2

İşte bunlar da çook uzak yollardan gelecek misafirimize yaptığım hoşgeldin hazırlığımın devamı. Yalnız, bir önceki postuma bir açıklama getirmek istiyorum; misafir benim evime gelmiyor, o kardeşimin misafiri:) Tabii kendi bildiğimi, herkesin bildiğini zannedip, açıklamayı kısa tutunca yorumlar da beni tebrik etme yönünde oldu hehehe:)



Sepetlerin içerisini nasıl doldurduğuma gelince; arabalı sepet çikolata sepeti oldu, içini aldığım karışık draje çikolata ile doldurdum. Diğer sepete gelince orada biraz soluklanmak gerekiyor. İlk başta "sipariş usulü kurabiye ile doldursam mı acaba?" diye düşündüm, sipariş vereceğim kişi de sihirli bir kepçeye sahip Sevgili Feyza olacaktı. (Muhteşem kurabiye ve pastaları, harika ve yaratıcı bir zevki var.) Ancak Serap; "bebek için kurabiye yapabilir misin?" diye sorunca işin başa düştüğü de anlamış oldum.

İlk şeker hamurunu elime aldığımda kendisiyle çok mücadele etmiş ve sanırım zaferi şeker hamuru kazanmıştı. Bu sefer dersime iyi hazırlanmak için şeker hamuru kullanmayla ilgili videolar seyrettim ve nişastayı çok bol kullandıklarını görünce şeker hamuruna nasıl boyun eğdireceğimi de anlamış oldum. Bazı kurabiyeleri de royal icing ile süsledim, ancak kullandığım duy biraz kalın olunca, şekil vermekte biraz zorlandım. Kurabiye ve royal icing tarifine buradan ulaşabilirsiniz. Margarin yerine tereyağı eklemek ve tarçın kullanmamak dışında tarif birebir aynı. Kurabiye lezzetli olsun diye tereyağı kullanmakla biraz hata ettiğimi düşünüyorum, çünkü kurabiyeler lezzetli ama çok gevrek oldular, bir sürü kayıp verdim malesef. Çeşitli bloglarda gördüğüm rüya gibi kurabiyelerin yanında biraz acemi işi oldular, ama onları "vay be ben yaptım!" diye ayrı bir kategoriye koyuyorum:) Beğenildi de, daha başka ne isteyebilirim?

Eski Mim'e Yeni Cevaplar :)

Sevgili Birileri Anlatsın, fi tarihinde beni mimlemişti (fi tarihi diyorum, hem de en hakikisinden, taa aylar önce :) Gel zaman git zaman bir türlü toparlayıp da mime cevap veremedim, ama aklımın bir köşesini de hep kurcaladı. Sevgili "Birileri Anlatsın", ben bu postu yazıncaya kadar sen onlarca güzel el işi yaptın hepsi de birbirinden güzel, geç kaldığım için lütfen beni affet...

- 1) "Şuan okuduğunuz kitap ve konusu" ve - 2) "En son aldığınız kitap": Bu iki şıkkın da cevabı aynı olduğu için tek bir paragrafta birleştiriyorum. Gülse Birsel'in kitaplarını seviyorum, güldüren, aynı zamanda düşündüren, çoğu zaman da "aa evet gerçekten, bak buna dikkat etmemişim şimdiye kadar." dedirten saptamaları var. İçimizden birinin de başına gelebilecek gülünesi durumları yazıyor, aynı dizisindeki gibi :) Özellikle yatmadan önce okuduğum, benim için tam bir başucu kitabı diyebilirim. Tek beğenmediğim yanı, Gülse Birsel'in yeni kitabına isim verirken yine "ciddi" kelimesinin türevlerinden birini kullanması :( Gayet Ciddiyim- Hala Ciddiyim- Velev ki Ciddiyim :)

- 3) Şimdiye kadar aldığınız kitaplar içinde en sevdiğiniz kitap: Daha önce de yazmıştım, Dean R. Koontz en sevdiğim yazardır, benim okuduğum, okuyor olduğum ve ne yazarsa yazsın her kitabını okuyor olacağım tek yazardır diye :)

- 4) Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de illallah ettiren kitap: Kitapları yarım bırakmayı hiç ama hiç sevmiyorum, ama bazı kitapları da ne kadar zorlasam da bitiremedim. Bunlardan birinciliği Umberto Eco'nun "Gülün Adı" kitabına, ikinciliği de Orhan Pamuk'un "Kara Kitap"ına veriyorum. İkisi de çok ağır betimlemelerle dolu, bir parantez içini bir sayfa boyunca anlatan, paragrafın sonuna geldiğimde "bu neyi açıklıyordu ki?" diye diye defalarca başa döndüğüm ve en sonunda sıkılıp yarım bıraktığım kitaplar kategorisine giriyorlar benim için. (Gülün Adı, filmini çok beğenip kitabını sonradan okuduğum ender kitaplardan olmasına karşın sıkıldım hem de. Kara Kitap ise, Orhan Pamuk'un en sevdiği kitabıymış, ama benim kitap okuma ortamım çoluk- çocuk içerisinde, televizyonun dibinde olduğu için bana uymadı malesef.)

- 5) Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap: Dan Brown furyası "Kayıp Sembol" ile alabildiğine devam ediyor. Bana hediye gelen bu kitabı okumak için sabırsızlanıyorum, diğer kitaplarını çok severek okumuştum. (Da Vinci Şifresi-Dijital Kale)

Blogumun 2. Yılı :)

İşte blogum 2. yılını da geride bıraktı. Geçen yılki yazımda blog maceramın nasıl başladığından bahsetmiştim, pekiyi blogum hayatıma neler kazandırdı? Soframa kattığı yeni lezzetler ve mutfağıma kazandırdığı çeşit çeşit tabak ve örtü haricinde sadece pek azı ile tanışabildiğim onlarca blog arkadaşı benim en büyük karım sanırım. Normalde hayatlarımızın belki de hiç kesişmeyeceği pek çok kişiyi tanıma fırsatı bulduğum, üzüntülerimi ve sevinçlerimi paylaşıp tebrik ve teseli edildiğim, hiç tanımadığım insanlardan ”uzun zamandır sitenizi takip ediyorum” cümlesiyle başlayan harika yorumlar aldığım, muhtemelen hiç gidemeyeceğim yerleri (Carte d’Or Fabrikası) blogum sayesinde gezebildiğim, normal şartlarda ürünlerini kullandığımı hiç bilemeyecekleri firmalardan (Sinangil) hediyeler aldığım ve artık çok daha özenli masalar hazırlayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Blogunda bana da yer veren 133, beni izleyen 165, şimdiye kadar blogumu ziyaret eden 400.000 kişiye sonsuz teşekkürler. Yorumlarınızla, verdiğiniz linklerle beni yalnız bırakmadığınız için sizlere ne söylesem azdır, iyi ki varsınız…

Yeni Yılın Ardından...

Yeni bir yıla girdik, hatta şimdiye dek iki sofraya misafir bile oldum, ancak bir türlü yayınlamak mümkün olmadı. Yoğunluk halen devam ediyor, bu bütün bir yıl yine böyle yoğun olacağım anlamına mı geliyor acaba? Neyse, yılın ilk saatlerini kardeşimin evinde geçirdik. Aperatiflerle süslediğimiz soframız, yemek sonrası için oldukça fazla geldi aslında. Çocukların neşeleri ve bitmeyen enerjileri, bizim iş sonrası epey azalan enerjilerimize inattı neredeyse. Devletimizden, bundan sonraki tüm önemli gün ve haftaların hafta sonuna denk gelmesini istiyoruz :)

- Annemin olduğu ortamda Arnavut böreksiz masa olmaz.

- Mercimek köftesi

- Kabak tatlısı

- Dar zamanda istediğim gibi süsleyemediğim kestaneli pastacık :)

- Kestaneli hindimiz yoktu ama kestane şekerimiz vardı :)

- Yılbaşında masamızdaki en ilginç yiyecek kuruyemişti! Eminim kuruyemişçiler, en çok yılın son haftasında iş yapıyorlardır, marketlerde görüyorum herkes torba torba cips ve kuruyemişi evine götürüyor. Bizim için çok rutin, çünkü yaz kış, özellikle çekirdek merakımız var :) Fotoğraftaki kuruyemişler, kardeşimin Afganistan'dan getirdiği kuruyemişler. Öylesine değişik, öylesine lezzetli ki anlatamam. Örneğin bu leblebiler, minicik (bir avuca kaç tane sığdığına dikkat), sanki kavrulmamış nohutu hatırlatıyor, ama çok farklı bir lezzeti var.

- Bunlar da ne diye merak ediyorsanız, Afganistan'da halk çekirdek çıtlar gibi çam fıstığını çıtlatıyormuş, kabukların içinden epey irice çam fıstığı çıkıyor. Hele bir dut kurusu ve kuru üzümleri vardı ki (malesef fotğraflamayı unutmuşum), taze dutun aynı boyda ve tatda, ama kuru olduğunu düşünün. Kuru üzümü de yemyeşil renkli ve çok çok tatlı. Kuruyemişçiler, Afganistan kuruyemişi getirtin arasıra :)